SAĞLAM DALIN CEFALI DİKENİ

 

 

Yeryüzünü nerden geldiği bilinmeyen kapkara bir katran kaplamıştı. Her geçen günde de seviyesini yükseltmekteydi. Katran içinde boğulmak istemeyenler, kendince inandığı en yüksek dağa tırmanıyordu.

 

İşte onlardan bir genç de inandığı en yüksek dağa tırmanmaya başladı. Yolu çok meşakkatliydi. O dağa tırmanmak tabii ki gibi kolay değildi. Ama bazıları gibi katran içinde katranlaşmak istemediğinden, inandığı o en yüksek dağa tırmanmaya bitmek tükenmek bilmeyen bir azimle sarılıyordu. Ama gerçekten yolu uzundu ve o yol da akla hayale sığmayacak tehlikelerle doluydu. Attığı her adımda fevkalade zor engellerle karşılaşıyordu. Böyle birçok engeli en büyük kuvveti olan azmiyle aşıyordu, hiç durmuyordu. Hep yükseliyordu istediğine doğru.

 

Böyle yükselmeye devam ederken bir gün korkunç bir uçurumun kenarına geldi. Uçurumun dibine bakmak isteği geldi içinden. Dayanamadı tutamadı kendini merakını gidermek için uçuruma haddinden fazla yaklaştı. Uçurumun fıtratıydı ki kendine haddinden fazla yakınlaşanı bir yolunu bulur kendine çekerdi. İşte genç de haddini aşmıştı kendisine çok yakınlaşmıştı. O anda esen sert bir rüzgârı fırsat bilen uçurum, gencin tutunduğu kayaları gevşetiverdi. Gafleti bu oldu gencin, bilmediğine haddinden fazla yakınlaştı. Bir anda tepe taklak olup o uçurumdan aşağıya düşmeye başladı.

 

Can havliyle ne bulduysa tutunmaya çalışıyordu. Ama tutunduğu her şey gevşek ve çürüktü neye el uzattıysa kendiyle beraber uçurumun dibine gidiyordu. En sonunda sağlam bir dala elini uzattı. Ama uzatmasıyla canın kavrulması bir oldu. Canı felaket yanmıştı aklı başından gitmişti. Dilinden şuursuz kelimeler uçuşuyordu.

 

 Gencin tutunduğu sağlam dal dile geldi:  “Ey ömrünün baharında olan kişi, gerçekten sözlerin çok yakıcı, öyle ki ben bunları hiç hak etmedim.” dedi.

 

Genç: “Ey dal bilirim ki sağlamsın ama canımı çok fena yaktın. Öyle acıttın ki içimi, aklım başımdan gitti. Aklı başından gidenin sözü de davranışı da yakıcıdır.” Dedi.

 

Sağlam dal: “ Ey ömrünün baharındaki kişi, ben canını böyle acıtacak ne yaptım ki?” dedi.

 

Genç: “ Ey sağlam dal, dikenini neden gizledin? Bu uçurumdan aşağıya düşerken bir tek dayanağım ellerim vardı. Onu da dikeninle sen paramparça ettin.” Dedi.

 

Sağlam dal: “ Ey ömrünün baharındaki kişi, ben de o dikenimi sonradan fark ettim. Ama elimden hiçbir şey gelmiyor” dedi.

 

Genç: “ Ey sağlam dal, dikenini nasıl bilmezsin, bu bir hastalıktır, hastalığı bünyende neden barındırırsın. Bilirim ki bu diken sana da cefadır. Bak bana da cefa oldu. Ellerimi (umudumu) paramparça ettin. Sen bu dikeninden vazgeçmedikçe benim senle olmam işkence çekmektir. Gel senin bu dikenini köreltip, koparayım.” Dedi.

 

Sağlam dal: “ Ey iyi niyetli kişi bu sorun benim sorunumdur. Ben umarım bunu kendim hallederim” dedi

 

Genç: “ Ey sağlam dal, görürüm ki dikeninden vazgeçmemek de diretirsin. Vazgeçmemekle dikenini büyütmektesin. Hızla diken olmaya doğru ilerlemektesin. Oysaki ben sana tutunup dalında tatlı bir meyve olmayı dilemiştim.” Dedi.

 

Sağlam dal: “ Ey ömrünün baharındaki kişi, bunu ben de bilip görmekteyim. Aklım seni istiyor. Ama gönlüm de dikeninden vazgeçemiyor” dedi.

 

Genç: “ Ey sağlam dal, beni aklınla tutup belki hiç bırakmayabilirsin. Ama beni aklınla besleyemezsin. Benim gıdam gönlünden gelir. Ama orayı da dikene vermişsin. Aklınla o dikeni tutmasaydın gönlün de o dikeni beslemezdi. Sen dikeninden vazgeçmek istemiyorsun. Keşke şunu akıl edebilseydin; gönlündeki seni sevseydi, içinden diken olarak değil de rengârenk bir çiçek olarak fışkırmayı tercih ederdi. İlk başta seni sevmeyen bundan sonra da asla sevmez. Bir kere diken olmayı seçen asla çiçek olmayı seçmez.

 

O dikenin beni yaktı, bak ellerimi(umudumu) kaybettirdi. Benden hiçbir şey isteme ellerim böyle kaldıkça hakkım helal değil. Umarım dikeninle aklını meşgul edip de gönlünde o dikeni daha da büyütmezsin… sonrası;

 

…… kapkara bir boşluk……                        

            

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !